Arkadaş Kalmak   Leave a comment

Uzun zaman geçmiştir, alakasız bir ortamda karşılaşırsınız birbirinize tiksinerek ve acıyarak bakarsınız ve zoraki gülümsersiniz, hal hatır sorduktan sonra susarsınız, konuşamazsınız bir süre, sonra dayanamaz eften püften konuşur ortamı yumuşatmaya çalışırsın ve yavaş yavaş işin boku çıkmaya başlar.
Alkol girer işin içine oturursunuz bir yerlerde, kafa hafiften güzelleşir ürkek başlayan muhabbet sarmaya başlar, sen ona bir sap beğenirsin o da sana bir kaşar gösterir yan masadan ya da karşıdan birbirinize çok yakışacağından dem vurursunuz ve laf sokmalar başlar, gözgöze gelirsiniz, susarsınız, bir kırıklık, zorlama baş gösterir, üzülürsünüz, kendinize  acırsınız, gözlerinin içine bakarsınız. Kendinizi kandırmaya devam edersiniz. Gülümsersiniz gülümser, dokunmak istersiniz kaçar, dokunmak ister izin vermezsiniz, keskin sınırlar çizilmiştir artık kılıçlar çekilir, suçlamalar başlar  acıdan, nefret etmekten ve edilmekten garip bir zevk alırsınız, kül dökülür yanan ateşe arkadaş kalmışsınızdır çünkü, birbirinize söz verdiğiniz gibi.

Arkadaş kalmışsınızdır.
Bol kanlı ve alçak bir meydan muharebesinden sonra iki sinsi düşman gibi antlaşma imzalamş ve sınırlarınızı çizmişsinizdir. Bu kezde sınırları aşmak için bahaneler ararsınız.
- keşke,
- belki,
- olsaydı,
- yapsaydı,
- olabilir miydi
gibi soruları hep kendinize sorarsınız. Bir defa olsun eski aşkınız şimdiki sahte arkadaşınıza soramazsınız, bir parçanızın gideceğinden korkarsınız.
O bir parça burnunuzda ki dik kemiktir, burnunuzu dik tutar, gurur yaparsınız. Bu bir parça gururunuzdan vaz geçmek yerine her yalnızlığınızda yüzünüze tokat gibi çarpan hatıralar aslında çok daha büyük yıkımların habercisi olur kabullenemezsiniz içiniz yanar, acır. Aalakasız bir ortamda alakasız bir biçimde karşılaşırsınız, bu ruh hali ile bakarsınız birbirinize.

Okumak istersiniz aklından geçenleri, niye istersiniz ki aslında aynı ruh halindesinizdir, dost kalmışsınızdır ya da birbirinize birşeyleri ispat etmek için dost taklidi yapmışsınızdır, bir an önce bitsin bu işkence diye düşünürsünüz, el sıkışalım, birbirimize yapmacık gülücükler ile veda edelim. Bir an önce dönmek istersiniz o yıkımlar ile dolu iç dünyanıza, o soruları tekrar tekrar tekrar sormak için kendinize. Dost kalmışsınızdır, aynı söz verdiğiniz gibi.

Saçma sapan bir melodi dolanmıştır dilinize ve yine aptal bir filmden en sevmediğiniz sahne gelir aklınıza aynı acı tat vardır dilinizde. Bir kabullenmişlik başlar sonra bir teslimiyet, kendi iç dünyanda ki çarpışmalar artık yorar kolu kanadı kırık bir kuş gibi hissedersin kendini, bahanelerin de bitmiştir artık. O burnunu dik tutan bahanelerin, gururun zaten coktan yerlerde sürünmektedir, gidip gelir aklın onu düşünürken, nefret edersin bir an. Mutluluklar diler silersin sonra, acıtır.

Acı bir süre sonra yerini tiksinmeye bırakır. Yerlerde dolaşan çiğnenmekten paçavra olmuş gururunu düşünürsün, bir tiksinti başlar öylesine, farkına varmazsın ama o güzel hatıralar, verilen sözler bile temizleyemez o tiksintiyi, korkarsın artık iyice kendinle yüzleşmekten. Oysa galip çıkmıştın o kahpe savaştan, oysa sen haklıydın, oysa sen kazanmıştın. Burnunda ki o kemik sallanmaya başlar, dik duran gururun gibi bir çöküş başlar.

Sonra, bir parça toz için bedenini, ruhunu satan eroinmanlar gibi olur ihtiyaç başlar zevk almak için değil, içini yakan terkedilmişlik ve çaresizliği susturmak için. Bir umut ararsın, bir tutunacak dal, hatta denizde bir yılan  sarılmak için ve o kısır döngü tekrar başlar. Aynı soruları sorarsın kendine. Cevabı olmayan sorulara cevaplar arasın. Tiksinerek ve teslimiyetin dibine vurduğunda çektiğin acıya katlanarak cevaplar verirsin kendine, kendin inanmasan bile, cevabı asla “biz” olmayan cevaplar

biz olmaz cevaplar,
ya ben olur,
ya sen olur,
asla biz olmaz.
Biz yoktur ki artık , o vardır.  “O” artık bir adım uzaktadır, artık aradığın sorularının cevapları verilmiş, herşey tatlıya bağlanmış, bir umut sadece
bir umut, yaralı bir köpeğin beklediği gibi bir umut, yalarsın bir kuytu köşede yaralarını, sesin çıkmaz, inlersin sadece. Korkarsın, inlerken bile seni o kuytu köşende tekrar bulacaklar ve canını yakacaklar sanarsın, yalarsın yaralarını takatın yoktur ama yine aklına gelir ve sorarsın kendine bir daha aynı soruları, cevaplarını kontrol edersin ama değişmemiştir cevaplar.

Bir sevda ile başlamış olan artık bir düşmana dönmüş, farkında bile değilsindir ama bir düşmandır artık o, nasıl bel altından vurup nasıl daha fazla acı çektirebilirim diye düşünürsün, kendine acıdıkca ondan nefret edersin, kendinden tiksindikce ona saygı duyarsın, kesin ve net bir bozgun olur, her defasında.

Dost kalmışsınızdır, işte eskimeyen iki dost, karşılaşırsınız bu bozgunlardan sonra bakarsınız birbirinize itiraf edemezsin, itiraf edemez, korkarsın tekrar yara almaktan, sormaya korkarsın. Alacağın cevap paranoyak dünyanda verdiğin cevaplar ile uyuşmazsa daha şiddetli bir yıkım olacağından eminsindir.Korkarsın, korktukca hırçınlaşırsın, kendin ile yüzleşmekten korkarsın, kendi kendine söylediğin ve delicesine inandığın, bozguna uğramış dünyanda seni ayakta tutan tek dayanağın olan yalanların yalan olduğunu bilmekten korkarsın.
Acıtır, çok acıtır.

Birden bir anka kuşu olur gözünde, bir efsane olur ulaşılması imkansız engellerin ardında, takıntı başlamıştır artık kalbinin bir köşesinde hep acıyan ve için için kanayan bir yaraya dönüşür. Masallarda ki anka kuşu gibi olur o, olmayan renkli tüylerini hayal edersin daha önce hiç dikkat etmediğin güzellikleri gelir gözünün önüne kokusu ulaşır burnuna, iki adım ötededir ama çoktan gözünde bir anka kuşu olmuştur bakarsın ardından göremezsin, kendi çektiğin engellerin kendi çektiğin duvarların arkasındadır, bakmaya korkarsın.

Dost kalmışsınızdır ama hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkar, umarsızca. Sol böbreğinize yumruk yemiş gibi olursunuz, o hayallerinizde yaşattığınız anka kuşu çıkmıştır önünüze, canınız yanar o ince sızı korlanır, harlanır gülümsemeye çalışırsınız ve en önemlisi dik durmaya zaten sizi bu günler  için ayakta tutan çift su verilmiş kılıç gibi sertleştiren o omuz iliğiniz değil mi? O ayakta tutan kemikler daha bir sıklaşır, daha bir dik durursunuz, umarsız, vakur ve dimdik, bir zafer sonrası yerde can cekişen yaralılara bakar gibi bakarsın, taviz vermez.

Uzayan saçlarına bakarsın o kokusu, kokusunu içinde hissetmek için sokulmak istersin bir yılanın soğukluğu ve iğrenç kokusunu algılar burnun, elini sıkarsın, buz gibi kaygan iğrenç ve yosun kokan çürümüş bir bataklık çiçeği gelir avuçlarına.

O acı dolu günlerinin ve gecelerinin renkli anka kuşu elinde bir bataklık çiçeğine dönmüştür, senden beslendiğini fark edersin, acıtır. Gerçek artık yavaş yavaş sıyrılır, o puslu sahnelerden, ortada aşk yoktur, sevda da
sadece birbirini acıtmak için canlarını daha çok yakmak için bekleyen iki yaratık vardır, bir daha bakarsın yüzüne hissettirmemeye çalışarak o zaman omurilik devreye girer, burnunda ki o kemik yine ayaklanır, daha vakur, daha dik durmaya çalışırsın. Bir ter damlası aktığını sanarsın şakaklarından,
bir kan damlası hissedersin beynin tam ortasında ve bir sel akar kalbine doğru, acıtır.

Bir bakış yakalarsın ardından, sinsi bir bakış, alaycı, ömrünün sonuna kadar o sahne gitmez gözünün önünden zehirli dili ile seni zehirlemeye çalışan bir çıyan görürsün. O sahne hiç bir zaman silinmez işte gözlerinden, o bakış hiçbir zaman kaybolmaz.

Zaten hiç var olmayan ve kendi dünyanda kurguladığın anka kuşuna veda vaktidir bu acılar silinir, tükenmiş, bitmiş, kurumuş ve bir daha hiç yeşermeyeceğine inandığın o yüreğinde filizlenen yaşama umudunun hayata tutunma güdüsünü hissedersin, son bir defa bakarsın tam gözlerinin içine.

Günler sonra kendine çektirdiğin acıların esaretinden kurtulma vaktidir bu,
hesapları ödeme vaktidir, gülümsersin çünkü artık acımaz. Hep kendinize sorduğunuz, hep aklınıza gelen soruların cevapları olur o sinsice yakaladığınız bakış bir hata olarak kabul edersin ilk zamanlar, yedikçe hayatın sillesini bir tecrübeye doğru evrimleşir ama o sinsi, alaycı bakış hiçbir zaman gitmez gözünden, yüreğinde bir ince sızı kalır. Hep bir köşede yanar için için, kabuk bağlamaz, acı vermez, o bakış varya o son bakış, hani o kaypak, sinsi, adi, yılansı bakış. O yaranın üzerinde ki mühür olmuştur artık o mühür yaranın üzerinde kalır bir ömür.

Koparıp atmaya kıyamazsın o yarayı, o mührü kaldırmaya kıyamazsın orada kalır. Vücudunun, benliğinin, kalbinin, mantığının ve en önemlisi en insancıl duygularından beslenen bir asalak, bir parazit, iliğini kemiğini kurutan bir kene gibi yapışır kalır. O yara senin bir parçandır artık hayata karşı her yenilginde sığınacağın kuytu köşendir, kimseleri sokmazsın o kuytu, karanlık köşeye. Her tokat yediğinde hayattan, her çelme sonrası felekten, her yıkımda, her bozgunda buluşursun o yara ile yine acıtır.

Her buluşmanda bir ayin yaparcasına, kendinden geçercesine, benliğini son raddeye dek zorlarcasına buluşursun o yara ile ve o yaranın sebepleri ile her tokattan, her çelmeden sonra içini anlamsız bir heycan kaplar çünkü buluşma vakti gelir o içinde taşıdığın yılan ile, mabedindir, dokunulmazındır, tek dayanağındır, tek tutunduğun dalın, tek nefretin, tek beklentin, tek muradın.

Posted 31 Ekim 2010 by ĸзили™ in Uncategorized

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.